Elveda Gülçimen
Mahmut Demirci
Gülçimen…
Mavi,
kırmızı ve beyaz güllerin insanları selamladığı diyar…
Alabildiğince
uzanan dağların arasına saklanmış ata yurdu…
Toprağı
bereket, suyu lezzet, havası sıhhat olan güzel köyüm. Yine giymiş bahar
gelinliğini…
Mevsimler
değişmiş, haberci rüzgârlar taze bir mevsimi taşımaya başlamış köyümün üzerine.
Kuşlar hiç söylenmemiş bahar türkülerini seslendirmeye başlamış. Eteklerindeki
karları eriten ulu dağları taze bahar çiçeklerinin heyecanı sarmış.
Ağaçlar
çiçeğe, gökyüzü rahmete durmuş. Bahar, toprağa can olmuş. Dağlar yeşermeye,
çayırlar gül ve çimenlerle bezenmeye başlamış. Anadolu’nun bu şirin köyü, adını
bu güllerden ve çimenlerden almış.
Taş
duvarların oyuklarında yuva yapma telaşına düşen göçmen kuşlar, bazen ilkbaharı
bazen de sonbaharı müjdelemişler. Vadiler, rengini sarıya bırakıp yeşile küsmüş
bir halde farklı renklere bürünürken ilkbaharın neşesini yaşayan gönülleri
hüzün kaplamış ve kapıyı ayrılıklar çalmış.
***
Ayrılık, ah
ayrılık…
Yüreği sızlatır.
Matem koyar sadrına. Izdırap katar insanın gönül dünyasına.
Hangi dilde,
hangi cümlelerle anlatılır bilmem…
Haykırsan dile
gelmez, cümle kursan söze… Ayrılık bu, ölümden farkı yok.
Sevda, ayrılık
ve hüzün… Hepsi gurbette düşer insanın aklına.
Gün gelir en
tatlı uykunu böler, gün gelir ufka doğru bakışlarınla alıp götürür seni.
SABIR koyacaksın
gurbetin yüreğine, AYRILIĞIN gönül tahtına.
Ey
sevdiceğim! Ey Gülçimen’im!
Kartın Kapak, ithal kağıt, 240 sy, 13,5x21cm